Kuyu’nun arkasındaki güç

c4smeeswaaai3eo

Türkiye geçtiğimiz günlerde harika bir kurtuluş öyküsüne tanık oldu. Son zamanlarda ülkede dalga dalga yayılan umutsuzluğa da bir nevi ilaç gibi geldi bu öykü.

Öykünün adı: “Kuyu”idi.

Yavru bir kangal köpeğinin insanın  giremeyeceği 30 cm çapında 70 metre derinliğinde bir sondaj çukuruna düşmesiyle başladı  her şey. 10 günlük bu esaret sırasında pek çok insan bu masum yavruyu kurtarmak için adeta seferber oldu. Sivil toplum kuruluşlarından, itfaiyelere, yerel yönetimlerden, madencilere, gönüllülere kadar herkes kuyu için tek yürek oldu. Yüzlerce insanın kulağı kuyudan gelecek habere kilitlendi. Sosyal ağlarda konuyla alakalı paylaşım rekoru kırıldı.Son zamanlarda kutuplaşma ve umutsuzluk rüzgarlarının estiği ülkede küçücük bir köpeğin mutlu sonu insanlarımıza ilaç gibi geldi.

Türkiye böyledir işte. Her zaman farklı dinamikleri içerisinde barındırmayı başaran bir ülke olmuştur. Bizi biz yapan değerlerin başında gelir bu özellik. Gerek jeopolitik yapısı gerekse insanımıza özgü özelliğinden midir bilinmez farklı bir tılsım taşır üzerinde adı konulamayan. Bundan dolayı tam her şey bitti dediğiniz, umutsuzluğun diplerde olduğu bir anda bir kıvılcım etrafınızı aydınlatmaya, umutlarınızı yeniden yeşertmeye yeter de artar bile. Bu defa ki kıvılcım da küçük bir köpek yavrusundan geldi.

Nitekim Kuyu da on günlük bir esaretten sonra kurtarıldı ve kaldığı yerden hayata devam dedi.

Kuyu’nun kurtarılması kadar yürekleri coşturan bir başka unsur da şimdiye kadar rastlamadığımız türde bir mücadele yöntemine tanık olmamızdı.Kurtarılma mücadelesi esnasında pek çok yöntem denendi, bütün imkanlar seferber edildi. Oluyor olacak derken tam  o anda bilime, teknolojiye gönül vermiş, bunlarla yoğrulmaya başlamış ve hayallerinin gerçekleşmesinin bu yoldan geçtiğine inanan “Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi”nden bir grup genç bir anda ortaya çıktı. Bir robotik kol hayal ettiler ve o kısıtlı zaman zarfında o kolu yaparak Kuyu’yu sıkıştığı  yerden çıkarmak için canla başla mücadele ettiler.

Kuyu yaptıkları  o robotik kolla çıkarılmadı belki ama o pırıl pırıl gençlerin her biri Türk gençlerinde var olan potansiyeli ve alacakları kaliteli bir eğitimle nelere imza atabileceklerini göstermeleri bakımından belleklere kazındı. Çünkü aldıkları eğitim onların  öğrencilik vasıflarına insanlık vasfının da eklenerek hayata hazırlandıklarını göstermesi bakımından da bir örnekti.

Peki bu hayalin arkasında nasıl bir güç var? Sizce bu robotik kol bir anda mı tasarlandı?

 Hiç düşündünüz mü?

Ben bunu düşündüm. Okulun müdürü Sn.Tolga Yıldız’la iletişime bile geçtim.Hatta okula bir ziyarette bulunmak için randevulaştık bile. Lakin yazımı ay bitmeden yayınlamak zorunda olduğum için ziyaretim yazımın yayınlanması sonrasına denk düşüyor ama olsun.Sonuçta sisteme dair  yazacaklarım kendi araştırmalarım ve Müdür Bey’in anlattıklarının bir harmanı oldu.Öğrendiklerimi yetkili ilk ağızdan teyit ettirmek benim açımdan da emeğimin boşa gitmemesi adına memnuniyet verici oldu.

Gelelim Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi’nin eğitim anlayışına…

Aslında robotik kolun ardında ki sır  okulun uyguladığı sistemde gizli.

Nedir bu sistem? Nasıl mı işliyor?

Sistemde STEM odaklı eğitim anlayışı uygulanıyor. STEM, Fen (Science), Teknoloji (Technology), Mühendislik (Engineering) ve Matematik (Mathematics) kelimelerinin kısaltılmışı.

Öğrenciler çok kapsamlı bir STEM eğitimi alıyorlar.Özellikle matematik bilgisi neredeyse genlerine kadar işliyor dersek yeridir.

Zira müdür beyin bana ilk söylediği cümle o robotik kolun arkasında 6 yıllık  kapsamlı bir eğitimin olduğu yönündeydi.

Bunun dışında öğrenciler bu okullarda araştıran, sorgulayan, vicdanının sesini dinleyebilen, sadece üniversite hayatına değil iş hayatına hazır hale gelmelerini sağlayacak bir programla eğitiliyorlar.

Programda öğrenme pasif ve ezberci değil, aktif ve soru sormaya, tartışmaya dayalı bir süreçle sağlanıyor. Öğrenciler bilgiyi tartışarak ve yaşayarak elde ediyorlar.

Eğitim bütün Bahçeşehir Okulları’nda olduğu gibi bu okulda da yabancı dilde yapılıyor. Öğrenciler hazırlık sınıfında yabancı dile tam anlamıyla hakim oluyorlar.

Okulda en çok önemsenen ve üzerinde titizlikle durulan bir başka unsursa: labaratuvarlar!

Zira öğrenimin işin mutfağında kazandırılması ve hayallerin o mutfakta tasarlanması düşüncesinden yola çıkılarak  labaratuvarlar çağın gereklerine uygun ve eksiksiz bir şekilde hazırlanıyor.

Okullarda bulunan başlıca labaratuvarlar:Fizik, Kimya,Biyoloji, Elektrik-Elektronik, Genetik, Matematik, Research(Araştırma) labaratuvarları şeklinde…

İşte o meşhur robotik kol da bu labaratuvarların birinde tasarlandı.

Okulun eğitim içeriğine gelince:

*Bir Yabancı Dil ve İçeriği (ingilizce)

* Bilgisayar Bilimleri, Genetik Bilimleri, İstatistik, Bilim Tarihi gibi mühendislik dersleri

*Biyoloji, Kimya, Fizik ve Çevresel Faktörler

*Matematik ve İleri Düzey Matematik, Kodlama , Yazılım dersleri

*Seçmeli dersler (Müzik, Tiyatro, Sahne Sanatları veya bir diğer modern dil olarak almanca)

*Sporsal ve Fiziksel etkinlikler

Diploma programı hem öğretmen hem de öğrenciler için yoğun bir sınav dönemini kapsıyor. Zira her benim diyen eğitimci de bu sisteme dahil olamıyor. Nitelikli, merak duygusu gelişmiş, araştırma ve okumaya aşık, sadece öğrenci yetiştirmenin değil insan yetiştiriyor olmanın bilincinde,  bilimsel makaleleri rahatlıkla çevirecek ve konuşabilecek oranda en az bir yabancı dili akıcı şekilde bilen eğitimciler sistemin parçası oluyorlar.

Öğrenciler için kişilerin öğrenme,algılama,kavrama özelliklerinin farklı farklı olduğu düşüncesinden hareketle kişiye özgü öğretim  yöntemi (Köm) uygulanıyor.Öğrencinin öğrenme ve kavrama özelliği dikkate alınarak eğitim dijital verilerle de desteklenerek öğrenciye  kavratılıyor.

Ayrıca her öğrenciye bire bir danışmanlık yapan ve “Mentor Öğretmen” diye adlandırılan öğretmenler var.Bu eğitimciler öğrencinin kişisel ve sosyal gelişimini, okula bağlılığını, ailevi ilişkilerini, başarı durumunu, motivasyon seviyelerini düzenli bir biçimde takip ediyorlar.

Öğrenciler teorik derslerin yanı sıra “Master 6” adı verilen bir programı da tamamlamak zorundalar.Bu programda  öğrencilerin bireysel bir spor ve sanat dalıyla uğraşmaları, toplumsal hizmette bulunmaları, birey olma ve aidiyet duygularını kazanmaları, sosyal farkındalıklarının artması, kendi yeteneklerini keşfetmeleri ana hedef.

Ancak bütün bunların sonucunda almak zorunda oldukları sertifikayı hak edebiliyorlar.

Bunların yanı sıra 11 ve 12’nci sınıfa gelen öğrencilere üniversite giriş sınavları için yoğun ve sistemli bir hazırlık programı uygulanıyor.

Öğrenciler mezun olduklarında ise  hemen hemen hepsi yurt dışındaki en iyi üniversitelere girebiliyor. Özellikle dünya da” Top 10″ olarak bilinen üniversiteler bu öğrencileri bünyelerine katıyor.Hatta pek çoğu bu gençleri hemen alıp araştırmacı olarak da yetiştiriyor.Dünyanın en ünlü teknoloji üniversitesi olan  Massachusetts Teknoloji Üniversitesi-MIT ,Stanford, Harvard bunlardan bir kaçı.

Hatta Kuyu ekibine Stanford Üniversitesi şimdiden talip oldu bile..

Bir matematik sorusunu 30-40 saniyede çözebilen, kodlama, yazılım bilen, en az iki yabancı dili tıkır tıkır konuşabilen ve sunum yapabilen, pek çok gencin adını bile bilmediği kitapları ders kitabı olarak gören bir gençlikten bahsediyorum.

Bu cümleleri okurken çoğu kişinin içini tarifsiz duyguların kapladığını tahmin edebiliyorum. Çünkü bu sistemi araştırırken öğrendiklerim karşısında ben de aynı duygulara kapıldım.

Hatta öyle ki şu an kaç yaşında olursan ol seni Bahçeşehir Lisesi’nin 1’nci sınıfından yeniden başlatacağız deseler hiç düşünmeden evet derim.

Son yıllarda Bahçeşehir okulları Türkiye’nin pek çok yerine yayılmaya başladı. Bahçeşehir’i keşfeden pek çok aile de özellikle uygulanan eğitim anlayışından dolayı çocuklarını bu okulların bünyelerine katmak için yarışır hale geldiler.Bu yolda varını yoğunu harcayan ailelerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.

Bu arada Bahçeşehir Okulları özel okul statüsünde olmasına rağmen cep harçlığına varana kadar öğrencisine %100 burs imkanı tanımasıyla da cazibesini her geçen gün artırıyor.Özellikle Anadolu’da keşfedilmeyi bekleyen pek çok başarılı öğrenci için sağladıkları bu imkanla tercih edilebilirlikleri ön plana çıkıyor.

Bahçeşehir Okullarını araştırırken dikkatimi çeken  bir nokta da geçmişte ki bir sistemle olan benzerliği oldu. Hangi sistem olduğunu tahmin ettiğinize eminim.

Tabii ki “Köy Enstitüleri”

İçeriğine baktığımız zaman okulun Köy Enstitüleri’nden esintiler taşımakla beraber çağın gereklerine uygun , nitelikli,vizyonu geniş bir sistem olarak tasarlandığını görüyoruz.Ayrıca eğitim programına yakın bir zamanda uygulamalı tarım derslerinin  gireceğini öğrenince bu tezimde haklıyım galiba demekten kendimi alamadım dersem abartmış sayılmam:)

Hemen akabinde ise aklıma gelen ve beynimi kemiren ilk düşünce ise Anadolu da imkansızlıklar içerisinde malumunuz ezberci ve hantal sistemin altında ezilen gençler oldu.Onlarda böyle bir eğitimle donatılsa, bu sistem Anadolu’nun her yerine yayılsa ne iyi olur diye düşündüm. Bunu hayal ettim. Heyecana kapıldım.Zira son yıllarda Türkiye’de hemen hemen herkesin ortak fikri eğitim reformunun şart olduğu yönünde.Eğitim alanında dünya ülkeleri karşısında alınan istatistiksel sonuçlar da bunu bize net bir şekilde gösteriyor. Şimdiye kadar  her defasında yapılacak bir eğitim reformu için uzun vadede düşünülmesi ve ince elenip sık dokunması gereken  bir uygulamadır tarzı  açıklamaların arkasına sığınıldı.Her gelen hükümet mevcut sisteme deyim yerindeyse yama yaparak günü kurtarmaya çalışmaktan öteye geçemedi.Hep kolaya kaçıldı. Biz kendi kendimizi kandırırken her defasında da bir  Pisa sonuçları  bile acı gerçeği yüzümüze tokat gibi çarptı durdu.

Halbuki  birileri ciddi anlamda bu işe kafa yormuş. Kafasındaki modeli oturtmadan önce gidip örnek sistemleri incelemiş ve kendi modelini kurmuş. Ortaya fark atan bir sistem çıkmış.

Sonuçsa ortada.

Demek ki olunca oluyormuş .

Bu anlamda Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi öğrencilerinin yarattığı bir hayalin benzerleri niçin gelmesin? Neden MEB’de devlet okullarında buna benzer bir sistemi hayata geçirmesin diye düşünmeden edemiyor insan.

İmkansızlıklar yüzünden nitelikli bir eğitim alma fırsatından yoksun çocuklarımızı, gençlerimizi kaliteli bir sistemle eğitmek, onları başı sonu belli olmayan ideolojilere kurban vermemek, ülkenin geleceğini  teminata almak demek değil midir?

Şayet öyle değilse daha yıllarca Pisa sonuçlarını tartışmaya, maçı tribünlerden izlemeye devam edeceğiz.

Yok eğer öyleyse kuyuya sıkışan ve çürümeye başlayan eğitim sistemini güneşle buluşturacak bir öyküyü yazma vakti geldi de geçiyor bile.

Geleceği yazacak ülkeler listesi son yıllarda iyiden iyiye şekillenmeye başladı bile. Bu listeye Türkiye’nin de girmesi için gün belkide bugündür.

Tıpkı Albert Einstein’nin söylediği gibi:

“Bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kuyu’nun arkasındaki güç” üzerine 2 yorum

  1. Ayşegül Hanım,

    Yazınızı büyük bir keyif ve gülümsemeyle okudum. O kadar güzel özetlemişsiniz ki eğitimin olduğu ile olması gerekeni arasında ki farkları. Keşke MEB yetkilileri de bu yazınızı okuyup kendilerine bir pay çıkarabilseler ama tabi ki bu ve benzer umutlarımızı bir süredir yitirmiş vaziyetteyiz.

    Bahçeşehir okulları ile ilgili yapmış olduğunuz saptamalar ve bunlara dayalı vermiş olduğunuz bilgiler açıkçası son dönemde özel okul bataklığına dönen ülkemizde markaya övgü izlenimi çağrıştırıyor gibi gözükse de ben bu tip tespitlerin özellikle marka bazında sizler ve bizler gibi halkın içinden insanlar tarafından daha çok dile getirilmesinin ve paylaşılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Belki de ancak bu sayede özel okulların sadece reklam tabelaları ve fiyatları ile değil içeriklerinin ispatı ile de rekabet etmek zorunda kalmalarına ön ayak olunabilir.

    Yazınızın başında belirttiğiniz gibi, bu ülkenin her karanlığa düşüşünde kendi kıvılcımlarını yaratarak bizlere ummadığımız anda gülümsetmesi gibi yazınızı aynı şekilde bir umut kıvılcımıyla gülümseyerek okudum. Umarım bu kıvılcımlar bir meşaleye dönüşür bir gün…

    Gökhan KORUYUCU

    Beğen

    1. Gökhan Bey,

      Nezaketiniz ve yazım hakkında ki güzel övgüleriniz için çok teşekkür ederim.
      Yazı da bir isme veya markaya övgü yapmayı aklımın ucundan dahi geçirmedim.amacım sisteme dikkati çekmek ve içeriğini elimden geldiğince anlatabilmekti.Hiç bir vakit ucuz kahramanlıklar yapma veya kolaya kaçma düşüncesinde olmadım.Bu tür bir hareket de kişiliğimle bağdaşmıyor.Tıpkı sizin gibi yazıyı dikkatle irdeleyenler konunun özünü kavrayacaktır diye umuyorum.
      Yazı da okul adını özellikle verdim.Zira ortada büyük ve sistemli bir başarı var ve birileri bu başarıyı yakalamış.Dolayısıyla bu başarının ülkede istenirse sağlanabileceğini göstermesi açısından da bir örnek teşkil ediyor.Bu başarı başka bir okula ait olsaydı onun ismini de seve seve deşifre ederdim.Sizin de söylediğiniz gibi ülke için can alıcı konularda başarıyı yakalamış ve bir iz bırakmış kurumların veya kişilerin isimlerinin özellikle belirtilmesi taraftarıyım.Bu işin hem yapılabilirliğini göstermesi hem de aynı yoldan yürümek isteyenler açısından bir umut olacak ve aynı zamanda da teşvik edecektir diye düşünüyorum.Zira artık umut etmekten öte herkesin bir şekilde elini taşın altına koyması gerekiyor.Aksi taktirde tren kaçtı kaçıyor.
      Tekrar teşekkür ederim.
      Saygılar..

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s